Kadın Olmak

Bizi Instagram'da takip etmek ister misiniz?

Kadın Olmak

Öyle bir noktaya geldik ki; zaten yemek yapmak, çocuk bakmak, kocanı kapıdan girdiğinde güler yüzle karşılamak, terliğini ayağına giydirmek, sabah karnını gece arzularını doyurmak, kocanı memnun etmek için saçını süpürge etmek gibi ihtiyaç gidermekten başka hiçbir işe terfi edemeyen biz kadınlar artık ölüyoruz. Ama bu sefer sözde değil, yorgunluktan, dinlenilmemekten, anlaşılmamaktan, değer görmemekten değil; bu sefer gerçekten etimizle, kemiğimizle, ruhumuzla yok oluyoruz. Ve artık anlıyorum ki Türkiye sevmiyor kadınlarını!

Biz geçmişten bu yana erkeğin hep güçlü, para kazanan, gezebilen, akşamları geç saatlere kadar dışarıda kalabilen, evliliğinden başka kendi özel hayatı ve arkadaşları olabilen; kadınınsa yerinin ya annesinin ya da kocasının dizinin dibi olduğunu bağıran, bir yandan kocasının istek ve ihtiyaçlarını yerine getirip çocuklarına iyi anne olmaya çalışırken öte yandan da toplumun dayatmalarına boynu kıldan ince insanlar olduğunun her fırsatta dikte ettirilip ve bütün bunlara bizi bile inandırabilen bir ülkenin kadınlarıyız. Ama eğer şansın varsa bu ülkede erkek doğuyorsun, şansın da yoksa eğer; öncelikle zaten yenik başlıyorsun hayata; utanman gereken ve bir ömür bunun suçluluğunun yaşatılacağı bir vücudun, ürkek ve herkes için önemsiz ilk adımların, üzerine büyük gelen kıyafetlerle gizlemeye çalıştığın göğüslerin, ayıplanıp yasaklanan o büyük sesli kahkahaların…

Doğduğunda o her şeyden bir haber minik, saf, dünyalar güzeli yüzüne sırf erkek olarak doğmadığın için baban bakmıyor ya da yürümeye başladığında, ilk sesini çıkarırken baban heyecanlanmıyor. Mesela adını babanın ağzından hiç duymuyorsun. Sonra biraz daha büyüyorsun ve etrafındakiler seni cinsel obje olarak algılayabiliyor ve sen yine şansın varsa babanın, ağabeyinin, dayının, bakkal amcanın, köşedeki manavın, okuldaki en güvendiğin öğretmeninin tacizine uğramıyorsun. Ya da bir gün mini etek giydiğin için dayak yemiyor, geç saatte dışarıda olduğun için tecavüze uğrayıp öldürülmüyorsun. Sonra az daha büyüyorsun ve ergenliğe girmen evlilik yaşının geldiğini sezdiriyor çevrene ve ailenin namusuna söz getirmekte potansiyel suçlu (!) olarak görülüyorsun. Daha sen kendine bakamazken kocana bakmak zorunda kalıyorsun. Daha sen küçücükken kendin gibi bir küçük daha doğuruyorsun, erkek olsun diye dualar ederek. Bunlar da yetmiyor kocan sırf onla evli olduğun için sana her şeyi yapabilme hakkını buluyor kendinde. Seni gözünü kırpmadan dövebiliyor, sana tecavüz edebiliyor ve bununla da kalmayıp seni satabiliyor. Yok artık dedirten, dudak uçuklatıp kanımızı donduran bu olayı kocan hiçbir şey hissetmeden yapıp hatta senin karşılığında parayı çatır çatır yerken suçu hala sende bulabiliyor. Sanki sözleşmiş gibi her bir ağızdan aynı anda çıkan ‘Kocandır yapar, kocandır ses etme, el alem ne der, tek başına ne edersin?’ gibi sözlerle kelepçelendiğin evine, artık dayanamayıp ya kendini ya da kocanı öldürebiliyorsun veya bunlara da gerek kalmayıp kocan seni öldürebiliyor. Aslında yukarıda bahsettiklerimden dolayı kocasını öldüren bir kadının “Ceza evinde kendini nasıl hissediyorsun?” sorusuna “ÖZGÜR ve EMNİYETTE.” diye verdiği yürek burkan cevabı her şeyi özetliyor.

Sonra bir gün zaten varlığını hiç hissetmediğin kendi hayatından çoktan geçiyorsun, çocuğun için yaşamaya çalışıyorsun ya da çocuğunu yaşatmaya… Bir sen daha ölmesin diye bir ne idiği belirsizin arzularının altında inlemelerle, bir senin daha çığlığı duyulmasın diye gökyüzünden, bir senin daha kanı karışmasın diye toprağa, bir senin daha, bir sen daha, bir sen…
Daha sonrasında şans senden yana gitti diyelim; ama öyle de tehlike bitmiyor, ölüm döşeğinde de tecavüze uğrayabiliyorsun hatta morgda hatta mezarda… Kadınsın sonuçta; çivisi çıkmış dünyanın çıktığı yere bile tecavüz edenler dünyasında…

Psk. Dan. Songül Öztürk

Paylaş:
Songül Öztürk
Songül Öztürk

 Gaziantep Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık mezunuyum. Öğrencilik hayatım boyunca olsun sivil hayatım boyunca olsun -kısa bir süre de olsa- her zaman okumanın bahşettiği eşsiz dünyayı gezinirken yazmanın rahatlatıcı kıyısında buldum kendimi ve hep bir ileriye ulaşmayı, bugünümü dünden farklı kılmayı nihai amacım bildim bunun için çabaladım ve hep de çabalayacağım. Yaşamak denilen bu serüvende ilerlemenin, değişim ve gelişimin uçsuz bucaksız evreninde  birlikte gezinmek benim için büyük keyif olacaktır. İyi okumalar:) 

Yorumlar
  • user-icon
    @pdrmihriban:
    22/09/2019

    Yazınız cok açıklayıcı. Lakin hikayesini duyduklarimizin hikayesini yazar olduk. Bir de her gün defalarca ölenlerin sessizligi boğuyor ülkemi. Birileri onlarin sesini duysa keşke... henüz yasarken hergun defalarca olenlerin sesini duysa birileri. Belki cicekler solmayacak daha baharinda....

    user-icon
    Songül Öztürk:
    29/09/2019

    Amacım daha çok sesi olmayanlara ses olmak, duymamak için direnenlerin kulaklarında bir tını dahi olsa kalabilmek.. Maalesef duyduğumuz, kaleme aldığımız hikayeler yaşanılanların çok çok daha azı; hepsinin hikayesini kaleme alamamak sıkıyor bazen benim de boğazımı. Her gün defalarca ölenlerin için , hiç gömülmeseler de şansı hala var demektir ve umarım hepsinin hayatında bi tane bile olsa yüreğe dokunacak onu düştüğü yerden çıkaracak birileri vardır. Şansını kullanabilmesi için cesaretlendirecek, yanındayım diyebilecek. Keşke elimiz hepsine uzanabilse...

Yorum yaz...